Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde‘ diye başlamak isterdik masal gibi geçmiş tarihi anlatımımıza ama bu bir masal değil. Çocuğa da anlatmıyoruz. Gerçeklerden bahsediyoruz.

Bir domatesin tarihinden resmi olarak bahsederken aynı zamanda Osmanlı mutfağına nasıl ulaştı onu anlatacağız.

Öncelikle domates sence meyve mi sebze mi?

Domates bir meyvedir. Bunu biz demiyoruz. 1893 Amerikan mahkemesi diyor bunu. Bahsi geçen mahkemeden önce domates bir sebze iken mahkeme kararı ile meyve olarak anılmaya başlanmıştır.

Günümüzde bir çok yerde kullanılmasının yanısıra pazar veya manav reyonlarında halen sebzeler ile satılmakta. Bir çok yemekte domates sebzeler ile beraber boy göstermektedir. Sadece doğranmış domates falan diye düşünme, salçası, sosu bir sürü noktada yer alıyor.

Tarhana çorbasının kırmızılığı bile domatesten gelmekte. Hesabı sen yap.

Fatih Sultan Mehmed’e kadar olan padişahlar bu meyveyi göremedi. Tarihi Azteklere kadar giden domatesi Milattan Sonra 700lü yıllarda anavatanı olan topraklar içinde bulunan Peru ve Bolivya’da kendini göstermiş.

Günümüzde Türkiye’de bazı bölgelerde ‘Domat’ diye adı var. Eski toprak dediğimiz ecdadımızın limona ‘ilimon‘ demesi gibi. Kaynaklara göre de Aztekler ‘tomoti‘ diyordu.

Aztekler zamanında sarı ve küçük olan tomotilere doğru zaman deyipu tüketilmiş. Kırmızı olanları çöpe atmışlar. Bu

Christoph Colomb’un keşfi zamanında Avrupa için gönderilen domateslere zehirli gözüyle bakılıp tüketilmemiş. Kalbur üstü kısmın yüksek kurşun içeren kaplar içinde yemeye kalkınca yüksek asitli meyvecikler kalbur üstünü kökten katil gibi temizlemeye başlayınca yemeyi bırakmışlar. Halk ise; tahta kaplarda yedikleri içinde rahatça sıkıntısız tüketmeye devam etmişler.

Daha sonrasında pişirmeye başlayarak; zehirsiz olduğu kanaatine vararak kullanmaya devam etmişler.

Anadolu topraklarına girişi de 18. yüzyıl içerisinde olmuş ve bahsi geçen kaynaklarda sarı veya yeşil renklerde yine küçük olarak geldiği söyleniyor.

Dünya’ya yayılması da Orta Asya’lı tüccarlara bağlı. Birazda İpek Yolu ve Baharat Yolu ticaret yollarından kaynaklı olduğunu düşünebiliriz.

Kullanım şekli ve günümüzdeki kırmızı hale dönüşmesi de Asyalılar tarafından ortaya çıkarılmış. Kurutarak kullanmaya ve çürük varsayılan kırmızıları da kullanarak devam etmişler gastronomik şekillenmeye.

Dünya’ya yayılması ve popüler olması da İtalyan bir şef tarafından lokantasında kullanarak popüleritesini artırmış.

18inci yüzyıldan sonra da kullanılan domatesler ile birlikte bu pilav ortaya çıkmış.

Oldukça yararlı olduğunun farkına varınca bolca kullanılmış. Günümüzde de bu şekilde Türk gastronomi kültüründe büyük yer edinmiş.

Domatesli Pilav

250 gr pirinç, yıkanmış
1 salkım domates
250 ml tavuk suyu
50 gr tereyağı
Tuz
Karabiber

Domatesleri ikiye bölüp ince rendeden geçir ve süzdür. Çekirdeklerden ve kabuklarından arındırmış olacaksın. Yaptığın domates suyundan 250 ml ayır ve geri kalanı senindir. Tavuk suyuyla beraber kaynamaya bırak. İstersen toplamda sıvı miktarı 500 ml olacak şekilde ister tavuk suyu, ister domates suyunu artırabilirsin. Kaynamaya başlarken tuz ve karabiber ekle. Kaynayınca pirinçleri içine sal ve bir kez karıştırıp, kapağını kapat. Demlenme tamamlanınca tereyağını eritip kızdır ve içine ekle. Hafifçe ve güzelce karıştırıp çok kısık ateşte 10 dakika kadar daha dinlendir. Servise hazır.

Share Post
No comments

LEAVE A COMMENT